ZİYA PAŞA & MEDENİYET KRİZİ

1
31

Medeniyet Krizi

Kriz. Buhran. Bunalım.. Ya da her neyse !

İnsanın içinde bulunduğu çıkmaza verilen isimlerden sadece bazıları… Peki sadece bir insan mı kriz ya da buhran dönemi yaşar ? 1800’lü yıllar Osmanlısı bize Medeniyetlerin de kriz yaşayacağını en derinden hissettirdi. Daha da ileri gidelim, yaklaşık 200 yıllık bir süreç geçmesine rağmen halen de bu krizi yaşadığımızı söyleyebiliriz. Buna  her gün konuştuğumuz sıradan bir konuyu bile geçmişe bağlamamız ya da ” zaten Osmanlı’nın başına ne geldi ise” ile başlayan cümleler kurmamız en güzel örnektir, diyebiliriz.

Peki nedir bu “Medeniyet Krizi” ?

Bu sorunun cevabı belki biraz psikolojide saklı. Belki “öğrenilmez çaresizlik” dediğimiz durumun ve bunun olağan sonucu olan “kehanetin kendini gerçekleştirmesi”nde saklı tüm sır.

Osmanlı devleti 1800’lü yılların başında özellikle Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla herkes tarafından bilinir ki Avrupa’ya karşı her alanda geri kaldığını kabul etmiştir. Bu kabulleniş savaş meydanlarında kendini gösterirken Yunan ve Sırplar başta olmak üzere “azınlık” adını verdiğimiz uluslar bir bir kopmuş ve milleti derinden sarsan o buhran meydana gelmeye başlamıştır. Hani derler ya ” dile kolay !” Gerek lise çağında olsun gerekse üniversite çağında bu durumlar dile getirilirken sanki sadece bir millet devletten ayrılmış ve olay bitmiş gibi anlatılır. Ancak maalesef işin bir çok yanı olduğu gibi en önemli yanı sosyolojik boyutudur. Bu kopuşlar yüzlerce yıl önce oraya yerleşen (iskan) Türklerin varını yoğunu bırakıp aç susuz geri dönmelerine sebep olmuş ve bunların ülke topraklarındaki sefaleti o sıkıntıları yaşamayan İstanbul başta tüm Anadolu insanında korkuya neden olmuştur. Korku ise en büyük “öğrenilmiş çaresizlik”tir.

Toprak kayıplarının bir bir artması paniğe, panik ise hataya zorlarken devlet erkanını alelacele alınmış bir kararla Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi uygun görülmüş ve ileri de “Jön Türk” , ” Aydın” ya da “İttihatçı” adını alacak olan genç ve heyecanlı bir o kadar da zeki öğrenciler Avrupa’ya (Paris) gönderilmiştir. Ancak hiç düşünülmeyen bir şeyin tohumlarını atmıştır bu doğru ama bir o kadar da hatalı adım. Jön Türklerin Avrupa’da Fransız İhtilali’ne neden olan makale tarzı yazıları okumaları, kralın nasıl devrildiğini öğrenmeleri gibi … Böylece zihinlerine tüm olanlar yetmiyormuş gibi bir de padişahı devirme fikri girmiştir. Tüm bu düşüncelerle yanıp tutuşan Jön Türkler Avrupa’ya adeta hayran kalırken bir yandan da gerilememize neden olan sebepleri düşünmüşler ve işi Şark ‘ a yıkmışlardır. Yani Doğu’ya . Yani Araplara ya da Farslara . Kısacası Doğu’ya ait olan her şeye… O zaman yapılacak olan ilk iş olarak tüm bunların reddedilmesi gerektir sonucuna varmışlardır. Bu sonuca varmışlardır ama başta da dedik ya “Dile kolay !” Çünkü “maya” denilen şey böyledir. Nasıl yoğurt için başka maya ekmek için başka maya kullanılması gerekse ; Batılı olmak için Doğunun mayasının tutmayacağı bünyenin onu kusacağı aşikardır.

Bu dönem sanatkarlarından belki de en önemli isimdir Ziya Paşa. Kimileri onun büyüklüğünü övmek için “Divan şairi olsaydı belki bir Fuzuli olamasa da onun kadar büyük, ünlü bir divan şairi olacaktı” der. Kim bilir ? Tek bildiğimiz bir şey var ki Ziya Paşa, topluluk farkı olmaksızın zaten büyük bir şairdir.

Ziya Paşa, o dönem çok az insana nasip olan refah bir hayatın içine doğmuş , ailesi tarafından çok iyi imkanlar dahilinde yetiştirilmiştir. Medrese eğitimi almış – ki bu onun mayasını belirlemiştir- çok iyi Arapça , Farsça ve Fransızca öğrenmiştir. Hayatı ise Namık Kemal’le tanışmasıyla değişmiş onun fikirlerinden etkilenip düşüncelerini onun düşünceleriyle harmanlamıştır. Namık Kemal ise yazımızın başında dediğimiz  gibi bir düşünce yapısına sahip olan bir insandır. Onun düşüncesinde Doğu tamamen terk edilecek terk edilemiyorsa tahrip edilecek ve tüm bunların sorumlusu padişah ve halife milletin başından def edilecektir. Tüm bu düşünceleri ve sanatkarane üslubu ile Ziya Paşa’yı derinden etkilemeyi başarmış ve Ziya Paşa’nın da eserlerinde bunları dile getirmesini sağlamıştır.

Ziya Paşa ” ŞİİR VE İNŞA” makalesini kaleme aldığında olabildiğince eski edebiyatımızı (divan edebiyatı) eleştirmiştir. Aslında sorun edebiyatta değil, o edebiyatın Doğu’ya ait olmasındadır. Türklerin asıl edebiyatı olan Halk edebiyatını terk edip Araplara ait olan bir edebiyatın taklit edildiğini iddia etmiştir kısaca yorumumuz dahilinde . Tahmin ediyoruz ki onun bu sözleri Namık Kemal’i büsbütün bahtiyar etmiştir. Ancak bir süre sonra her ne olduysa Ziya Paşa’da bir rahatsızlık meydana gelmiştir. Bu rahatsızlık bedenen değil , kalben – ruhen içinin derinliklerinde ortaya çıkmış ve “kriz” dediğimiz o hali yaşamaya başlamıştır. Çünkü Ziya Paşa’nın mayasında doğu vardır. Mayada doğu varsa onu kusmaya çalışmak aslında ölmeye çalışmaktan farksızdır. Bir süre sonra bunu o da fark etmiş olacak ki yazmış olduğu yeni eseriyle bu kriz anından kurtulmaya çalışmıştır. O da “HARABAT” yani harap etmek. Peki neyi ? Tabiki “ŞİİR VE İNŞA”da    söylediklerini !

Ziya Paşa, muhtemeldir ki zihninden şöyle bir düşünce geçirmişti. “Biz benim dediğim gibi Arapları taklit etse idik , bir Fuzuli bir Baki çıkarabilir miydik acaba ?” tabi ki hayır.. İşte bunu fark eden Ziya Paşa hemen HARABAT’ ı yazmış ve Şiir ve İnşa’da söylediklerini bir bir reddederek aslında kendi kendini eleştirmiştir. Söylediği sözlerden bu eserinde dönen şair Divan edebiyatına hak ettiği saygıyı göstererek içinde bulunduğu krizden kurtulmaya çalışmıştır. Bu durum Namık Kemal tarafından tabi ki hiddetle karşılanmış ve hemen Namık Kemal ‘de Ziya Paşa’nın HARABAT’ına karşılık TAHRİB İ HARABAT’ı kaleme almıştır. Yani senin Harabat’ta söylediklerini tahrip ediyorum demiş Ziya Paşa’yı eleştiri yağmuruna tutmuştur.

İşte edebiyat alanında dahi karşımıza çıkan ve bir şairin bile bir gün yazdığını ertesi gün inkar ettiği “Ben Neyim ? ya da Ne Olmalıyım” sorularını kendine sık sık sorup ne Doğu medeniyetinde kalmayı başarabildiği ne de büsbütün Batılı olmayı becerebildiği durumdur MEDENİYET KRİZİ. 200 yıldır bitmek bilmeyen şeydir. Ne zaman biz olarak kalmayı öğrendiğimizde bitecek olan şey de aslında odur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz