KİM BU ASIM’IN NESLİ ?

0
24

Osmanlının Son Döneminde Nesil Çatışması

Osmanlı Devleti’nin gerilemeye ve devamında çöküşe geçmesiyle birlikte devlet büyükleri bu gidişata son vermek için birtakım arayışlara girmiş ve büyük bir çoğunlukla kurtuluşun Batı’ya yönelmekte olacağı sonucuna varmışlardı. Ancak bu yönelme meselesi o kadar karışık bir hal almıştı ki dönemin aydınları ülkenin geri kalmışlığına son vermek bir yana  daha Batı’nın nasıl bir şekilde örnek alınması gerektiğine dahi karar verememiş ve bu durum ülkenin çöküşünü durdurmak yerine hızlandırmıştır.

Tanzimat dönemi ile birlikte Avrupa’ya gönderilen öğrenciler birer birer “Aydın” olarak yurda dönmüş ve daha sonra Jöntürk olarak adlandırılacakları faaliyetlere başlamıştırlar. Bu öğrenciler Avrupa’dan döndüklerinde devlet büyükleri ve halk ‘öğrendikleri ilim ile’ devletin gerilemesine bir son vereceklerini düşünürken gördükleri hayal kırıklığından başka bir şey olmamıştır. Çünkü geri dönen bu sözde aydınlar ilmii hiçbir şey öğrenmedikleri gibi Osmanlı medeniyetinin temel taşı olan Şarklı özelliğini eleştirmiş ” başımıza ne geldi ise şarklı olmaktan geldi” diyerek doğuyu tamamen reddedip her halimizle Batılı bir özellik sergilememiz gerektiğini savunmuşlardır. Ancak fark etmedikleri ya da etmek istemedikleri bir gerçek vardı. O da bir toplumun ana unsurlarını değiştirmeye çalışmak o toplumun intiharı demekti. Belki de toplumu düzlüğe çıkarmasını beklediğimiz bu kesimin asıl amacı da bu idi !.. Belki de Batılıların bin yıldır bu topraklardan silemediği Müslüman izini silmeleri için kendi evlatlarımızı onlara emanet ederek en büyük hatayı yapmış, onların bize birer yok edici silah olarak geri dönmelerine biz neden olmuştuk.

Aydın dediğimiz bu kesim Doğu’yu her alanda reddetmeye başlamış ve bu işe de edebiyatla birlikte başlamışlardır. Asıl meseleleri edebiyat yapmak olmayan bu insanlar yok etmeyi başaramadıkları Divan edebiyatını yozlaştırma faaliyetlerine girişmişlerdir. Bu yozlaşmış faaliyetlerin ilki ise ” abes – muktebes ” tartışmasıyla kendini göstermiştir.  Daha sonraları ise Recaizade Mahmud Ekrem ve Muallim Naci arasında ” Eski” – ” Yeni” (Doğu – Batı) tartışmasına dönüşerek hız kazanmıştır. Ama her krizin bir meyvesi olduğu gibi bu buhran durumunun da edebiyatımıza tek faydası eleştiri kültürünün gelişmesini sağlaması olmuştur.

Tevfik Fikret Haluk’un Nesli

Bu dönemde bir Avrupalı gibi olma arzusuyla yanan ve “aydın” olarak tabir edilen bir diğer isim ise Tevfik Fikret olmuştur. O Şark medeniyetinin ve onun en büyük temsilcisi olan Halife’nin, Osmanlı padişahının en büyük düşmanı olmuş ve her yönüyle Batı’yı savunarak birer Fransız ya da İngiliz gibi yaşamamız gerektiğini çekinmeden dile getirmiştir. Öyle ki “Haluk” isimli oğlundan yola çıkarak “Haluk’un Amentüsü” adı altında görmek istediği yeni neslin profilini çizmiş, nasıl bir gençlik görmek istediğini dile getirmiştir.

İstiklal şairimiz Mehmet Akif, Tevfik Fikret’in Haluk karakteri üzerinden hayal ettiği bu yeni ve dinsiz nesli eleştirmiş ve ona karşılık “ASIM” hayali karakteri ile Müslüman, dinine ve bayrağına ölümüne sahip çıkan bir nesil olan ” ASIM’IN NESLİ” ideasını ortaya koyarak Türk gencinin, yeni neslin nasıl olması gerektiğini manzumelerinde dile getirmiştir.

Tevfik Fikret’in hayalini kurduğu ve Haluk karakteriyle anlattığı yeni nesil yüzyıllardır ince ince dokunarak oluşturulan Türk – İslam medeniyetine ait tüm ögeleri reddeden bir karakter olması nedeniyle Mehmet Akif tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştır ki Tevfik Fikret’in oğlunun hazin sonu – Amerika’da bir rahip olarak hayatını sürdürmüştür- bugün bize Mehmet Akif’in ne kadar haklı çıktığını göstermiştir. Fikret, ideasında olduğu gibi öz oğlunu tam bir Batılı gibi yetiştirmiş ve genlerindeki Doğululuğu yok sayarak yetişmesini sağlamış, Avrupa’da eğitim almasına olanak tanımış ve Onun Türklük özelliklerini dahi kaybetmesine yol açmıştır.

Akif’in tasavvuru olan “Asım Nesli” ise Türk – İslam medeniyeti ile harmanlanmış, şahsi fayda yerine toplumsal faydayı güden, bu uğurda canını bile ortaya koyabilecek bir gençliktir. Mehmet Akif, hayalinde olan bu gençliğin Çanakkale Savaşı’nda kendini gösterdiğini,hayali değil gerçek bir nesil olduğunu Çanakkale Şehitlerine şiirindeki şu mısralar  ile dile getirmiştir.

“Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş, gerçek !

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek !”

Yazımızın başında “Kim Bu Asım’ın Nesli ?” dedik belki ama Müslüman Anadolu evladı Gazi’nin de dediği gibi Damarlarındaki asil kana bakacak olursa ta kendisi olduğunu görecektir .

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz